
Röportaj: Şevval Baştan
“Nokta” kitabınızın arkasındaki kısa biyografide yedi yaşında yazdığınız kitap ve çizgi romanları çoğaltarak yayınladığınızı okuduğumda çok şaşırmıştım. O yıllardaki çalışmalarınız hala bir kenarda duruyor mu? İçlerinden ilham aldıklarınız oldu mu? Bunu sormak benim için önemli çünkü ne yazık ki pek çok çocuğun eserleri onlar büyüdüğünde çoktan çöpe atılmış oluyor.
Ne yazık ki yarım asır sonra ilk yayıncılık çalışmalarımdan geriye yalnızca birkaç tanesi kaldı. İlk eserlerimin çoğu kaybolmuş olsa da onlardan geriye bugün bana verdikleri özgüvenin kaldığına inanıyorum.
Çizmek ve yazmak, kendimi ifade edip sesimi başkalarına duyurmak için beni cesaretlendirdi.
Picasso, bir çocuk gibi çizebilmek için ömrünü verdiğini söylüyor. Sizin illüstrasyonlarınıza baktığımda en sevdiğim şey yalınlık. Tıpkı bir çocuğunki gibi. Bu noktaya gelmek nasıl bir süreçti?

Sanatımla yirmili yaşların sonlarında uğraşmaya başladım. “Daha iyi olmak” için dersler alıyordum. Benim iki katım yaşında olan ustam Aldo Servino, bir gün bana sanat yolculuğumun seyrini değiştirecek bir şey söyledi. Bir restoran için duvar resimlemeleri üzerine çalışıyorduk ve bana dönüp, “Peter, umursamaz olmayı öğrenmelisin.” dedi. Daha sonra bunun ne anlama geldiğini düşünmeye başladım. Rahatlamak, Akışına bırakmak. Çok fazla endişe etmemek.
Gençken inşa etmeye başlamış olduğum sanatın doğal olduğunu fark ediyorum. Endişe etmeksizin kolayca akıp gidiyor.
Kitaplarınız çoğunlukla çocuk okuru hedefliyor. Fakat resimli kitapların bir kısmı yetişkinleri hedefleyerek artık neredeyse yeni bir tür olmuş durumda. Siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Kitaplarınızı hazırlama sürecinde yetişkin okuru ve onların hayattaki problemlerine de hitap etmeye çalışır mısınız?
Her zaman “Resimli kitap yazarı” olarak anılmayı tercih ettim. Hikayelerimde insanları derin düşünmeye sevk edecek temalar var. Sadece belirli bir yaş grubu için yazmıyorum. Yetişkinlerin de kitaplarımı okuyup keyif alması beni çok mutlu ediyor.
Hepimizin hayat yolculuğu boyunca; cesur olmak hem başkalarına hem de kendimize karşı daha nazik olmak ve fikirlerimize güvenmek için hatırlatıcılara ihtiyacı var.
Sıradaki sorum Yusuf/Cat Stevens ile yaptığınız harika projelerle ilgili. Elimde Peace Train (Barış Treni) var ve kelimenin tam anlamıyla muhteşem. Ayrıca animasyon albüm kliplerini de severek izliyorum. Bu projenin hikayesini bize anlatır mısınız? Nasıl ortaya çıktı? Size teklif edildiğinde nasıl karşıladınız? Hazırlık süreciniz nasıldı? Yusuf/Cat Stevens ile çalışma deneyiminizi nasıl tanımlarsınız?

Teşekkür ederim! Böylesine değerli bir projede onunla birlikte çalışmak inanılmaz bir onurdu. Beğenmenize çok sevindim!
Albüme adını veren King of a Land şarkısı da dahil olmak üzere üç mini animasyon filmi hazırlamak büyük bir keyifti. Filmler şu an internetten ücretsiz olarak izlenebiliyor.
Yusuf, Peace Train adlı şarkısının 50. Yıl dönümünü resimli bir kitap hazırlayarak kutlamak istemiş. Bunun için Harper Collins Yayıncılık’a ulaşıp benimle bir görüşme ayarlayıp ayarlayamayacaklarını sormuş. Sonraki birkaç gün içinde biz Yusuf ile Zoom’dan sohbet ediyorduk.
“Peter, eserlerinin büyük bir hayranıyım.” dedi.
“Ben de senin eserlerinin büyük bir hayranıyım Yusuf.” dedim.
Bu görüşmeden sonra albümü pikabıma yerleştirdim. Bu, 70’li yılların başında satın aldığım orijinal bir albümdü. Gözlerimi kapatıp zihnimde küçük bir film tahayyül ettim. Daha sonra vakit kaybetmeden zihnimdeki filmin storyboard’unu yaptım.
Yusuf harika bir ortak ve arkadaşım oldu. Sanatımızla dünyaya güzel izler bırakmak konusunda aynı tutkuya sahibiz.
Kitaplarınız arasında satacağına dair endişe duymanıza rağmen “risk alarak yazdım” dediğiniz bir kitabınız var mı?

“Kalbinin Sesi” adlı kitabım hüzünlü bir tona sahip. Hikâye ucu açık bir sonla bitse de okuyucu, çocuğun babasının artık öldüğü sonucunu çıkarabilir. Yayıncım bunun için daha mutlu bir son önermişti ama ben, belki de babamı kaybetmiş olmanın etkisiyle, bu şekilde kalmasını önerdim. İstediğim şekilde kaldığı için memnunum ancak sonradan bunun satışlar üzerinde olumsuz bir etkisinin olabileceğini fark ettim.
Aslında bu hikâyeyi filme uyarlamak için çalışıyorum. Bu en sevdiğim hikayelerden biri. Daha fazla insanın bu hikayeyle tanışmasını istiyorum.
Covid-19 salgını sırasında birçok yazar ve sanatçı zorluklara rağmen ilham buldu. O dönem sizi ve çalışmalarını nasıl etkiledi?

Covid sırasında günlük bir hikâye zamanı ve çizim etkinlikleri düzenledim. Oldukça fazla enerji harcadım ancak bunun her yaştan insan için zor zamanlarında yardımcı olma yollarından biri olduğunu biliyordum.
Yusuf/Cat Stevens ile birlikte umudun hikayesi olan Barış Treni kitabı üzerine çalıştım. Bu beni iyileştiren bir projeydi. Ayrıca oğlum Henry, verdiği ilhamla yeni bir kitap yazmama yardımcı oldu: All We Need is Love and Really Soft Pillow
Covid’in en güzel yanı oğlumla daha fazla vakit geçirebilmemdi. Covid’in ilk yazında sahilde yaptığımız bir yürüyüş sırasında aramızda geçen bir konuşmadan bu hikâye doğdu. Yayıncım Scholastic ile paylaştık ve doğrudan evet dediler.
Marisol, mavi rengi kalmayınca gökyüzünü inceliyor ve renkleri karıştırmaya karar veriyor. Siz mavi rengi kullanmanız yasaklandığında ne gibi bir yöntem bulmuştunuz?

Güzel soru. Ben yedi kişilik kalabalık bir evde büyüdüm. Ailemiz 1963 yılında Amerika’ya göç etti ve pek paramız yoktu. Dolayısıyla “gerçek” sanat malzememiz de yoktu. Ama üretken insanlar bir yolunu bulabilir. Ailem; kartonları, tahta parçalarını, çöpe gitmesi gereken evrakları biriktirirdi. Biz hepsini çizmek ve boyamak için birer sanat malzemesi olarak kullandık. Kitabım, “Gökyüzünün Rengi” hazır cevaplardan daha fazlasını bulmakla ilgili. “Kalıpların dışında düşünmek” daha fazla olasılığı görmemizi sağlar.
Eminim ki zihninizde yüzlerce yeni kahraman, kitap fikri ve projeler vardır. Peki bunların arasından seçim yapıp önceliği birine vermek nasıl gerçekleşiyor? Aklınıza gelen fikrin iyi olduğuna ve zamanlamasının doğru olduğuna nasıl karar veriyorsunuz?
Röportajın devamı: https://www.kitaphaber.com.tr/sozun-rengi-peter-h-reynolds-roportaji-k6224.html

Yorum bırakın