Sözün Rengi’nde Briony Stewart

Röportaj: Şevval Baştan

Kitaplarını hem yazan hem de illüstrasyonlarını yapan ayrıcalıklı sanatçılardansınız. Bu durum size ne gibi özgürlükler sağlıyor? Başka yazarlarla iş birliği halinde olduğunuz çalışmalarda yazarın hayali ile çizerin hayali arasındaki denge nasıl sağlanıyor?

Kendi yazdığım kitapları resimlemek, bana konsept geliştirmek için daha fazla zaman veriyor. Çizimlerde yapmak istediğim değişiklikler için metni düzenlemek konusunda kimseye soru sorup uzlaşma sağlamak zorunda kalmıyorum. Ama bu durum bazen zorlayıcı oluyor çünkü illüstrasyonların anlatıya kendilerinden bir şeyler kattığından emin olmak için hikâyemi yeniden tasarlamak zorunda kalıyorum.

Başka yazarlar için illüstrasyon yapmanın zorluğunu seviyorum. Bunu, onların fikirleriyle benimkileri dengelemek olarak görmüyorum; onların fikirlerini ve bu fikirlerin sunduğu görsel temsilleri tam olarak anlamaya ve ifade etmeye çalışmak olarak görüyorum.

Başka bir yazarın metniyle ilgili niyetini anladıysam ve onlarla kişisel olarak bağ kurduysam nihai ürünün de bu doğrultuda tutarlı olacağını düşünüyorum.

Küçük yaşlarda yaptığınız ilk çizimleri hatırlıyor musunuz? Hala sakladıklarınız var mı? Bu soruyu önemsiyorum çünkü ne yazık ki pek çok çocuğun eserleri onlar büyüdüğünde çoktan çöpe atılmış oluyor. Siz bir anne ve bir sanatçı olarak çocuklarınızın eserlerini saklamaya özen gösterir misiniz?

Çocukken resim yapmayı çok severdim ve çok fazla resim yapardım. Ailem bu çizimlerin birçoğunu benim için sakladı ve şimdi de ben onların bekçisi olmuş gibiyim.

Çocukken yaptığım resimlere bakmak, beni onları çizdiğim zamana götürüyor ve çoktan unutmuş olduğum şeyleri hatırlıyorum.

Çocuklarımın yaptığı pek çok şeyi saklıyorum. (Kocam her şeyi saklamak istiyor!) Ama ben üç tür şeyi saklarım: Güzel olan şeyler; bir becerinin gelişimini gösteren şeyler, çocuklarımın kim olduğunu, kişiliklerini ve belirli bir zamanda nasıl düşündüklerini gösteren şeyler.

“Bu Bahçe”de mekân olarak özellikle bahçeyi seçmenizin özel bir anlamı var mı? Bahçeyi bir metafor olarak mı kullandınız?

Bahçelerin, hayat ve bizim için önemli olan şeyleri toparlayıp büyüttüğümüz mekanlar olarak her zaman bir metafor olduğu düşünüyorum. Fakat bu hikâyenin fikri gerçek bir bahçeden çıktı.

Harika bir tavşanım vardı. Evimin arka merdiveninde oturmayı çok severdi. Ben de hava nasıl olursa olsun arka bahçeye açılan kapıyı onun için bütün gün açık bırakmak zorunda kalırdım. Tüm gün bahçe ile stüdyom arasında gidip gelirdi.

Bu tavşana sahip olmadan önce hep atölyemdeydim ve pek bahçıvan sayılmazdım ama o yanıma geldikten sonra bitkiler hakkında bir şeyler öğrenmek zorunda kaldım (hangilerinin tavşanlar tarafından yenmesinin güvenli olup olmadığını) ve ona eşlik etmek için dışarı çıkıp bahçede çalışıyordum. Her gün kapıyı açıp merdivenlerde tavşanımın yanında oturduğum için mevsimlerdeki değişimleri anlamaya, bahçede olmayı sevmeyi başladım.

beaar

Tavşanım öldüğünde arka kapıyı açtım ve bahçeyi sevmem dışında kapıyı her gün açık bırakmak için artık bir nedenim olmadığını fark ettim.

Bu son derece minnettar olduğum bir hediyeydi. Hala sabaha arka merdivenlerde oturarak bahçenin tadını çıkararak başlayabiliyor ve istediğim zaman anılarımı ziyaret edebiliyorum.

O anılar kalbimde yaşıyor: başka türlü bir bahçe.

Bugünlerde bahçe, bana yakın zamanda vefat eden büyükannemi de hatırlatıyor. Bahçeyle uğraşmayı o kadar çok severdi ki onu düşünmeden güzel bir bitkiye bakamıyorum. Bu yüzden artık o da bahçede.

Kitaplarınız dünyada pek çok farklı ülkede okunuyor. Kitaplarınızdaki anlamın çevirilerle tam olarak aktarılamaması konusunda endişeli misiniz?

Röportajın devamı: https://www.kitaphaber.com.tr/sozun-rengi-briony-stewart-k6395.html

Yorum bırakın