Kolay Diyen Öne Çıksın

Yazan: Şevval Baştan
Çocuk kitaplarıyla çokça haşır neşir olduğumuzdan bazen çevreden gelen “Neden çocuk kitapları okuyorsun?” sorusuyla da muhatap oluyoruz. Bu sorunun pek çok cevabı olabilir ama bu yazıda sadece bir tanesi üzerinden gideceğiz: Okuyorum çünkü dünyayı çocukların gözünden görebilmemi sağlıyor.

Biz yetişkinler bazen iyi bildiğimizi düşündüğümüz konular hakkında bilginin lanetine kolayca kapılabiliyoruz. Bize kolay gelen konunun herkes için çok kolay olduğu, herkesin rahatlıkla kavrayabileceği gibi bilişsel önyargılardan bahsediyorum. Hakkında saatlerce çalıştığımız, birbirinden farklı hocalarımızdan derslerini dinlediğimiz, yüzlerce kitap ve makale okuduğumuz bir konu için harcadığımız mesaiyi unutup o konuyla ilk defa karşılaşan, farklı özellikteki onlarca küçük çocuğun hemen anlamasını beklemek bilginin lanetidir.

Lanetleri kırmak için çeşitli yollar vardır. Bilginin lanetini kırmak için de neyse ki bir tane biliyorum. Albert Einstein’a atfedilen şu söz bize yol gösterebilir, “Bir şeyi altı yaşındaki bir çocuğa anlatamıyorsanız, siz de anlamamışsınız demektir.”

Peki ama bilişsel önyargılarımızı kırıp bildiğimiz bir konuyu, onun hakkında hiçbir şey bilmeyen bir çocuğun seviyesinde nasıl anlatırız?

Öncelikle bir çocuğa anlatılan şey her ne ise onu anlatmaya çalışmak; kendi bildiklerimizi, karşıdakinin bilmediği ancak öğrenmesi gerekenleri temel seviyede anlatmak için nelere ihtiyaç duyduğumuzu, neleri ise gözden çıkarabileceğimizi sorgulamayı zorunlu kılar. Bu basitleştirme faaliyeti elbette bilgi kayıpları doğuracaktır. Fakat amacımız zaten en temel seviyeye anlatmak olduğundan bu durum görmezden gelinebilir.

Bu yöntemin güzel bir örneklerinden birini Tülin Kozikoğlu‘nun yazdığı “Mıstık Seni Anlamıyoruz! Noktalama İşaretlerinin Öyküsü” adlı çocuk kitabında görüyoruz.

Noktalama İşaretlerinin Öyküsü

Kitapta kahramanımız Mıstık adında yazmayı çok ama çok seven bir çocuk. Öyle ki eline geçen her türlü kâğıda: peçetelere, alışveriş fişlerine, mavi çizgili kağıtlara, kâğıt mendillere, tuvalet kağıtlarına yazıyor. Ancak şöyle bir problem var: onun yazılarını görenler gözlerini ovuşturuyor, başlarını kaşıyor ama Mıstık’ın yazdıklarını bir türlü okuyamıyorlar.

Günlerden bir gün NOKTA çıkageliyor ve Mıstık’ın nefes almadan yazdığı kelimelerin arasına girip onları durduruyor. Sonra VİRGÜL karışıyor yazdıklarına. NOKTALI VİRGÜL, TIRNAK İŞARETİ, ÜNLEM, İKİ NOKTA ve diğerleri. Hepsi bir araya gelince Mıstık’ın yazıları herkesçe anlaşılır hale geliyor. Bu durum da Mıstık’ı mutsuz edince tüm noktalama işaretlerine bir konuşma yapmaya karar veriyor.

Kitapta her bir noktalama işareti tam da bir çocuğun anlayabileceği gibi somut olay ve nesnelerle ilişkilendirerek anlatılmış. Örneğin NOKTA’nın tüm kargaşaya önce “Dur!” diyerek ortaya çıkıp trafiği rahatlatması, KESME İŞARETİ’nin özel olan her şeyi bekçi gibi koruyup kollaması, İKİ NOKTA’nın liste yapacağımız zaman bilgileri düzenlememize yardımcı olması gibi. Ancak kitabı okurken noktalı virgül, üç nokta ve parantezin açıklamalarını yeterince açık ve anlaşılır bulmadım. Diğer noktalama işaretlerinin anlatımları yanında hem sönük hem de yetersiz kalıyorlardı.

Kitapta beğendiğim bir diğer özellik de pekiştirmeler olmasıydı. Noktalama işaretleri tek bir sayfada anlatılıp geçilmemiş, kitabın genel hikayesi akıp giderken bir noktalama işaretinden diğerine çeşitli oyun ve sürprizlerle geçmiş bilgiler hatırlatılmıştı.

Çocuklarda Özerklik

Mıstık Seni Anlamıyoruz kitabını özel kılan, edebi olarak değerli hale getiren esas şey bence çift katmanlı yapısı. İlk bakışta noktalama işaretlerini basitçe ve eğlenceli bir dille anlatan bir çocuk kitabı gibi duruyor ama hikâye esas olarak bir çocuğun mahremiyet ve özerklik arzusuyla ilişkili kurulmuş.

Çocukluğumuzda koltuk minderlerini yığarak kendimize küçük mağaralar yapmamız, bir gün ağaç evimizin olacağı hayalini kurmamız ya da Harry Potter’ın merdiven altındaki daracık odasını bile içten içe çekici bulmamız tesadüf değil. Çocuk dünyasında bu küçük alanlar yetişkinlerin gözetiminden kaçabilecekleri ilk özel alan deneyimleridir. Çocuk burada ilk defa kendi sınırlarını çizer, kendi dünyasının kralı/kraliçesi olur. Mıstık ise bu özel alanı dilin imkanları içinde yazıyla inşa eder. Yazılarında noktalama işaretlerini bilerek kullanmaması fikirleri gizlediği sandığını tıpkı ıssız bir adaya gömmesi gibidir. Çevresindekilerin onun yazılarını okuyamaması ise bu hazineye işaret eden şifreli haritayı çözmek gibi merakı körükleyen bir deneyim.

Diğer yandan gerçekçi olursak tek başına noktalama işaretlerinin kullanmamak yazılarımızı okunmaz kılmaz. Ancak ne hikmetse kitapta Mıstık’ın çevresindekiler sürekli onun yazdıklarını bir türlü okuyamadıklarını söylüyorlar. Burada noktalama işaretleri sembolik olarak toplumsal normları da sembolize ediyor olabilir. Mıstık noktalama işaretlerini kullanmadığında çevresindeki yetişkinler aslında “Eğer bizim kurallarımıza (dilbilgisine, toplumsal normlara) uymazsan, seninle iletişim kuramayız ve seni anlayamayız.” demiş oluyor. Bununla beraber yetişkinlerin çocuğun diline ve dünyasına ne kadar yabancı olduğunu da gösterebilir. Kitaptaki yetişkin modeli, çocuğun dünyasını ancak kendi kuralları (noktalama işaretleri) devreye girdiğinde “okunabilir” ya da “anlaşılır” bulur. Yazar, yetişkinlerin bu katı ve esnemeyen bakış açısını karikatürize ederek özgün bir yolla görünür kılıyor.

Yazının Devamı KitapHaber’de: https://www.kitaphaber.com.tr/kolay-diyen-one-ciksin-k8289.html

Yorum bırakın