Dünya Satranç Günün Kutlu Olsun Tingjie!

Bugün 20 Temmuz Dünya Satranç Günü. Bugünün özelliği Dünya Satranç Feredasyonu’nun (FIDE) 20 Temmuz 1924’te kurulmasından geliyor.

Peki ne oldu da bu yazıyı yazmak gerekti, bunun için vakit ayırmaya değer görüldü? Tabi ki yaşanan çeşitli anlardan biriken ve en sonunda dile gelip:

“Yaz beni yârim yârim
Çiz beni yârim yârim
Çöz beni yârim yârim”

diyen konulardan müteşekkil. Bu yazıyı Dünya Kadınlar Şampiyonası’ndaki ilk galibiyetinin ardından,

“Hayatımda endişe edeceğim herhangi bir şey yok, bu sebeple satranca tamamen odaklanabiliyorum.”

diyen Lei Tingjie‘ye ithaf etmek isterim. Kendisini ukala bulmuştum hala da öyle buluyorum ama önemli bir konuya parmak basması bakımından benim için önemli.

Hayatında endişe edebileceği herhangi bir şey olmadığından bahsediyor. Bu “endişe edilecekler”in başında genelde insanın hayatını idame ettirebilmek için gereken maddiyat konusu geliyor ve elbette sağlık!

Bu hanımefendi öylesine öz bir cümle kurmuş, bize o kadar çok şey anlatmış ki hayran oldum. İnsanın hayatındaki asgari ihtiyaçları karşılamakta eğer problem varsa; eğitimmiş, sanatmış, spormuş, şuymuş buymuş bunlara vakit ayırmalarını ve başarılı olmalarını bekleyebilir miyiz?

Hayır. Bu konuyu ilk kez 2022 yılının mayıs aylarında değerli Gürkan Yavaş hocam ile yaptığımız bir derste düşünmüştüm. Orada pandemi döneminde ilkokula başlayan ama eğitimini uzaktan sürdürmek zorunda kalan öğrencilerin 2. ve 3. sınıfta okuma-anlama becerilerinin beklenin çok altında kaldığından bahsediyorduk. Ve ben çok büyük bir gaflet içine düşüp anlayışlı olmaktan da uzak kalarak, “Peki ama hocam bu çocukların anne babaları hiç ilgilenmemiş mi, destek olmamış mı?” deyivermiştim. Hocam da aynen yukarıda bahsettiklerime varan bir durumu açıklamıştı bana.

Sağlık gibi maddiyat gibi temel endişeler varsa, maalesef eğitim bile daha geri plana atılmak zorunda kalınır. Bu insanın temel bir gerçekliği.

Aslında belki de ara sıra gaflette bulunmak da insana bir şeyler öğretiyor. Tabi ki muhataba bağlı. Bu yüzden değerli hocama anlayışı için teşekkür ediyorum.

Lei Tingjie, profesyonel bir satranç oyuncusu. Hem de “Büyük Usta” unvanına sahip olduğunu söylüyor Wikipedia bize. Aaa pardon! Galiba “ünvan” demem gerekirdi. Malum TDK’nin son kararları..

Bu durumda size yeni izlediğim, çok da beğendiğim bir filmden bahsetmek isterim: Critical Thinking (2020)

Öncelikle böylesine anlamı bir filme bu kadar anlamsız bir isim seçtikleri için kızgınım.

Film kısaca, pek parlak olmayan hatta bir sürü potansiyel “gangster”i içinde bulunduran bir okulun öğrencilerinin ABD Ulusal Satranç Şampiyonasını kazanmaları hakkında. Filmi gördüğüm ilk anda ise aklıma Freedom Writers geldi.

İkisi epey benziyor. İdealist bir öğretmenin, kimsenin umudu olmayan belalı kenar mahalle çocuklarını adam etmek için uğraşılarını anlatıyor. Fakat ben bu filmi daha doğal bulduğumu, daha çok bağ kurduğumu söyleyebilirim. Derin nüanslar yakalayabiliyorsunuz.

-Spoiler içerir-

Miami Jackson Senior High School’da Martinez, pek tercih edilmeyen ve “kolay” kabul edilen satranç dersinin idealist öğretmenidir. İdealist fakat kendi hayatında maddi manevi problemleri olan, geçmişte oğlunu acı bir şekilde kaybetmiş bir baba, öğretmen. Daha ilk anda ona ısınıyorsunuz.

Karşısında ise dersleri pekte umursamayan, öğretmene karşı kaba, hayatlarında daha büyük problemlerin var olduğu çok açık bir sınıf.

Bu sınıfta satrançta iyi olan öğrencilerin oluşturduğu bir takım var. Ve Martinez bu öğrencilere inanıyor hatta onlarla satranç turnuvalarına katılmak istiyor. Fakat ne yazık ki okul onlara yol paralarını ve turnuva ücretlerini karşılamak noktasında destekte bulunmuyor. Çünkü bu idealist öğretmenler hikayede okulla ters düşmeli. Bu her zaman böyle olmuştur… Maalesef gerçekte de rastlanılan bir durum. İdealist ve farklı fikirleri olan öğretmenler ancak okul yöneticilerinden destek görebildiğinde başarılı olabiliyor. Bu aslında hepsinin ortak başarısı. Aynı yöne doğru bakmak ve gelişime açık olmak uyumu kolaylaştırıyor. Sonu da nasipte varsa sevinç ve başarı oluyor. Bu böyle…

Biz de başka başka filmlerden tecrübeli olduğumuz için bekliyoruz ki fedakar ve cefakar bu öğretmen çıkacak kendi kötü gün parasını öğrencilerinin geleceği için harcayacak. Evet öyle oluyor. İlk adımda gerçekten yapılan bu. Sonrasında ise öğretmenin de parası bitiyor, öğrencilerin zaten parası yok. Bu noktada deus ex machine gerçekleşiyor. Müdür Kestel birkaç kutu çikolatayı Martinez’e vererek bunları öğrencilerin satarak yok ücretlerini çıkarabileceğini söylüyor.

(Buraya bir parantez açmak isterim. Filmlerde kişilerin aralarındaki romantik bağların izleyiciye nasıl yansıtıldığı iyi işlenmişse sevdiğim bir konu. Bu filmde de müdür Kestel ile Martinez arasındaki ilişki -adına flört diyebiliriz miyiz şüpheliyim gerçi ama – ilgi çekiciydi :D)

Bu çikolataları yandan aşağılayıcı bir yandan ise kişisine bağlı olarak iyi niyet göstergesi sayabiliriz. Üslup önemli… Bu konuyu da neyse ki bir şekilde atlatıyorlar ve eyalet turnuvasına gitmek için yola düşüyorlar. Sonucunda aldıkları galibiyet onlar için ve okulları için çok büyük bir başarı.

Film boyunca öğrenciler katıldıkları her turnuvadan başarıyla çıkıyorlar. Ama bizi etkileyen kesinlikle bu değil. Hatta “Acaba kazanacaklar mı?” diye endişe bile etmiyoruz. Bizim asıl endişemiz: “Acaba yarışmaya katılabilecekler mi, İto’yu dedektifler haksız yere tutuklayacak mı?” üzerinde daha çok.

Filmin daha ilk başında sınıftaki öğrencilerden Kübalı bir göçmen, sokak ortasında göz göre göre alnından vuruluyor. Ve okul yönetimi artık bu duruma şaşırmadıklarını söylüyor. Sonra takımdaki çocuklar 18 yaşına gelip eve para getirmedikleri için ebeveynleri tarafından evden kovuluyorlar. Galibiyeti alıp eve neşeyle girip kazandığını babasına söyleyen Steve, babasının ona “Ne kazandın ki? Para mı? Bu eve para getirdiğini hiç görmedim?” demesiyle ailesinden en ufak destek bile göremiyor.

Burada erkeklik, para ve güç üzerinden de bir okuma yapabilir. Ama günümüzde kadınlık-para ve güç üçgenini de konuşmamız gerekeceğinden konu uzayacak bu yüzden burayı şimdilik atlayalım.

Yani bir yanda çok büyük bir galibiyet başarı sayılırken öbür taraf için hiçbir anlamı yok. Çünkü en başta dediğimiz gibi hayatı idame ettirme noktasında henüz o seviyedeyken maddi bir getirisi yok. Çok acı ama gerçek maalesef.

Şimdi konuyu biraz daha genişletelim.

Öğrencilik benim için insanın daha korunaklı olduğu nispeten güvenli bir alan. Bir şeyleri demekte, yeni adımlar atmakta, başaramayıp hatalar yapmakta özgürsünüz. Fakat bu geçip sivil hayata başlayınca, hatta belki evlenince insanın endişeleri, korkuları şüphesiz ekonomik gücü oranında artıp azalıyor. Akademik bir kariyer yapma niyeti bile kabul edelim ki, haydi o lafı da söyleyelim, sınıfsaldır! En azından ekonomik bir güvenceye sahip olana kadar.

Peki sonra?

Teoman Duralı, akademik çalışmalar yapabilmek konusuna açıklık getirirken tarihte kadın filozof sayısının kadınların zeka eksikliğinin değil erkeklere nazaran “bitmeyen lüzümlu iş” yükünün daha fazla olmasından geldiğini söylüyor. Ev idaresi, doğum, çocukların bakımı, çocukların eğitimi, tarla çalışmaları vs.

Öbür yanda erkeklerin yoğun çalışmalarına rağmen yine ilimle ilgili çalışmalar yapabilenlerin de az olduğu kaydediliyor. Adını andıklarımız güçlü ekonomik altyapıya sahip adamlar.

Kadınların okula gönderilmemesi gibi bir gerçeklikte vardı fakat ağır şartlarda çalışarak ezilen, kıtlıkla mücadele eden ve ailesine bakmakla yükümlü erkekler mevcut potansiyellerini kullanamadılar doğal olarak.

Karnını doyuramayan, hastalıklarla mücadele eden insanı kitap okumamakla, spor yapmamakla suçlamak, cahil muamelesi yapmak; empatiden, bu dünyanın gerçeklerinden ciddi manada yoksun olmak hatta bunları hiç görmemek anlamına geliyor. Ve bunu diyenin olayları mukayese becerisini de sorgulamak isterim. Biraz halkın arasına karışmak “deneyim” olarak bile size iyi gelebilir 😉

Sonuç olarak her şey imkan meselesi. Bu filmde bu noktanın özellikle ön plana çıkarılmasını isabetli buldum. Karakterlerin hikayelerini pek bilemesek de olabildiğince yansıtılmaya çalışılmış. İçinde kalınan ikilem filmin temel çıkış noktasıydı.

Ben filmi öncelikle öğretmenlere ve öğretmen adaylarına tavsiye ederim. Öğrenciyi idealle değil kendi gerçekliği içerisinde değerlendirme konusunda ufuk açıcı olduğunu söyleyebiliriz.

Şevval Baştan

“Dünya Satranç Günün Kutlu Olsun Tingjie!” için bir cevap

  1. […] bir moda. Demek ki tatmin noktasında ve koşullar anlamında aşılamayan problemler var. Dünya Satranç Günün Kutlu Olsun Tingjie! yazımda da yine bu tür bir filmden bahsetmiştim. Ona da linkten göz […]

    Beğen

Yorum bırakın