Merhabalar. Dört gün sonra yani 22 Temmuz’da YKS sonuçları açıklanıp sıralamalar netleşince binlerce öğrenciyi tercih heyecanı saracak. Belki sizler de bu yazıya o dönemde rastladınız. Öncelikle geçmiş olsun ve tebrikler. Çok sancılı, zor bir dönemin ardından tam rahatladık derken yeni adımlar atmanın arifesindesiniz. Ve yeni adımlar atmak sorumluluğu, riskleri ve nice güzellikleri beraberinde getiriyor.
Haliyle tercih dönemi hem güzel hem de zor bir dönem. Ve sürprizlerle dolu. Önümüzdeki seçenekleri doğru değerlendirip doğru bir “tercih”te bulunmamız gerekiyor. Belki aklınızda hiç olmayan bir şehre gideceksiniz, hiç aklınızda olmayan bir bölüm ve üniversite sıcak gelmeye başlayacak. Bu işler hiç belli olmuyor.
Ben de bu süreçte epey zorlandığımdan iyi biliyorum. Ama sonucunda kendim için çok şükür doğru bir tercih yaptığımı düşünüyorum: Türkçe Öğretmenliği.
Yine doğsam muhtemelen yine Türkçe öğretmenliği bölümünü seçerdim. Bu nedenle bölümüme bağlılığımdan sizlere artı ve eksileriyle nelerle karşılaşacağınızı anlatmaya çalışacağım. Bu bölümü okurken öğrenci olarak hangi işlerle ilgilenebilirsiniz bunlardan da kendi tecrübelerim nispetinde örnekler vereceğim.
Türkçe Öğretmenliği bölümü hiç anlamadığım bir biçimde Edebiyat bölümü ile eş değer tutulsa da ikisinin apayrı bölümler olduğunu öncelikle kabul ederek yola çıkalım. İkisi için de ayrı fakültelerde eğitim verildiğini unutmayalım. Bu yüzden öncelikle eğitim fakültelerine ve “öğretmen olma” fikrine bir bakacağız.
Eğitim Fakülteleri Hakkında
Ülkemizde öğretmen olmanın tek yolu eğitim fakültelerinden çıkmak olmasa da formasyon almak için pek çok insanın yolunun düştüğü bir yer. Ben de Kocaeli Üniversitesi Eğitim Fakültesinden yaklaşık bir ay önce mezun oldum.
Lisede aklınızdaki üniversite hayalleri bir amfide geçiyorsa öncelikle bu konuda biraz hayal kırıklığı yaşayabilirsiniz. Ülkemizde eğitim fakülteleri daha “butik” okullar olduğu için sınıf mevcutları az ve haliyle amfi sistemine gerek duyulmuyor. Amfiye takılmayın biz mevcudun az olmasının avantajlarına bakalım.
Örneğin hocalarınız sizi isminizle tanır ve aranızda diyalog oluşması çok daha kolay hale gelir. Grup ödevlerinizde çalışacağınız kişileri iyi tanırsınız ve buna göre karar verirsiniz. Dersler esnasında sınıf ve hoca arası etkileşim fazladır.
“Avantaj dedikleriniz bunlar mı?” hiç demeyin. Çünkü işin sonunda yararını göreceksiniz.
Eğitim fakülteleri hakkında değinmek istediğim son şey üretim odaklı olmamalarıdır. Yani üretme güdüsü olmayan bir organizma zamanla körelmez mi? Mesela ülkemizde öğrenme laboratuvarı olan kaç eğitim fakültesi var? Bir elin parmağı kadar bile yok maalesef. İşte bu yüzden zamanla niteliklerinde kayıp yaşıyorlar. Eğitim fakülteleri çok daha sosyal ortamlar olmalı. Haydi size bir örnek vereyim:
Staj yaptığım okulda 8. sınıfların Türkçe dersinde robotlarla ilgili bir metin okuyacaktık. Metinde robotik laboratuvarlarından ve Türkiye’deki örneklerinden bahsediliyordu. Ben de üniversitemizin Mekatronik Bölümü robotik laboratuvarlarında çekim yapmak istedim. İstedim ki öğrencilerim bu ortamı görsün, hem de kendi hocalarının çekimiyle, takdimiyle 🙂
Mekatronik bölüm başkanı sayın Ahmet Hocamın yönlendirmesiyle Suat Hocam ve Selçuk Hocam ile çok güzel bir çekim yaptık. Tasarlamış oldukları farklı endüstrilerde kullanılan robotları bize tanıttılar. Hepsine ayırdıkları zaman ve ilgi için çok teşekkür ediyorum.
Ama esas ilginç olan ne biliyor musunuz? Mekatronikte bulunduğum süre içerisinde on beş yıl önce bizim fakülte Fen Bilgisi Öğretmenliğinden sayın Esma Hocamın öğrencileriyle Mühendisliğe gidip laboratuvarları gösterdiğini söylediler. On beş yıl boyunca iki fakülte arasında hiçbir işbirliği gelim gidim yok. Böyle olmamalı. Herkesin birbirinden öğreneceği şeyler var. Köprüler, işbirlikleri kurulmalı. On beş yıl sonra hem de Türkçe Öğretmenliğinden bir öğrenci olarak bu adımı atmış olmaktan mutluyum. Daha nice güzellerine inşallah.
Bu örneğe nereden geldiğimizi hatırlayalım: üretim odaklı olmak. Mühendisler üretim odaklı çalışıyor ve her yıl mühendislik fakültelerinde yüzlerce TÜBİTAK projesi yapılıyor, proje yazılıyor. Mesleğin doğasıyla doğrudan ilişkili olmakla beraber henüz öğrenciyken bir şey üretebilmenin hazzına varmak muhteşem.
Ne yazık ki eğitim fakültelerinde böyle bir anlayış henüz tam manasıyla yerleşmemiş. Her ne kadar yapılandırmacı yaklaşım ile öğretmene öğrencinin bilgiyi keşfetmesine rehberlik yapan bir rol verilmişse de öğretmen klasik manada bilgiyi yalnızca aktaran pozisyonunda.
Bu noktada aklınıza, “Türkçe Öğretmeni robot mu yapacak?” sorusu gelebilir. Tabi ki robot yapmayacak. TÜBİTAK projesi yazabilir, ders içeriği üretebilir, ETwinning yapabilir, yazabilir, zümre olarak ders planlarını müfredata uyumlu olarak daha özgün hale getirebilir ve modern dilbilgisi anlatımlarına yoğunlaşıp derin öğrenmeyi gerçekleştirmek üzere anlatım tarzları belirleyebilir, ders materyali üretebilir ve kendi ilgi beceri ve imkanları nispetinde daha nicesi.
Öğretmen Olmak
Evet geldik öğretmen olmaya. Bu meslek çok romantize edilen bir meslek. Bu yazıda ise romantizm değil gerçekler olacak.
“Öğretmen olmak bana uygun mu değil mi?” bu soru kendinize sormanız gereken bir soru. 18-19 yaşlarında henüz kendimizi yeni yeni tanımaya başlarken bu soruyu sormak zor olsa da yine de ben doğru cevabın bulunabileceğine en azından olabildiğince yaklaşılabileceğine inanıyorum. Bunun için dönüp hayatınıza bakmanız ve kendinize bazı sorular sormanız gerekiyor.
Öğretmen Olmalı mıyım Olmamalı mıyım Ölçeği
Şimdiye kadar neleri yapmaktan keyif aldınız?
Çocukları seviyor, ergenlerle sohbet edebiliyor musunuz?
Bir konuyu ya da soru çözümünü arkadaşınıza anlatırken, anlamasını sağlamak sizi mutlu etti mi?
Kavradığınız bir konu için “Ben bunu daha iyi anlatırım aslında” dediğiniz oldu mu?
İyi bildiğiniz konularda çevrenize rehberlik etmekten hoşlanır mısınız?
Tahtaya çıkıp sunum yapmayı, konuşmayı seviyor musunuz?
Arada sırada içinizde idealist duygular kabarıyor mu?
Bir öğretmen olarak rol model alınmak hoşunuza gider mi?
Bu soruların üzerine bir düşünün derim.
Ben yaklaşık üç yıldır öğretmenlik yapıyor, dersler veriyorum. Hem ortaokul öğrencilerine hem de Türkçe öğrenmek isteyen yabancı öğrencilerle çalıştım. Siz öğretmenlik tercih etmek istediğinizde pek çok can sıkıcı soru da beraberinde gelecek. Sınav sistemi değişti, öğretmen akademileri açılacak mı, atanabilecek miyim? bunlar haklı sorular. Ama mutlu olmak da bir tercih. Bazen kendi yolunuzu açmanız gerekebilir, tüm o gürültüyü susturup size uygun hissettiğiniz meslekte mutlu olmak ve fark oluşturmak sizin elinizde.
Türkçe Öğretmenliği Okurken Hangi İşleri Yapabilirim?
Şimdi gelelim vaat ettiğimiz üzere bu bölümü okurken hangi işlerle ilgilenebilirsiniz ve dikkat edilmesi gerekenler nelerdir? Eğer hala bu yazıyı okuyorsanız ve sabırla bu kısma geldiyseniz sizi tebrik ediyorum. Aynı zamanda şanslısınız çünkü bu tavsiyeler başka yerde yok 🙂
Uyarmalıyım ki bu öneriler para kazanmaya yönelik değildir. Daha çok içgörü ve nitelikli tecrübe kazanmaya yönelik olup sizi çoğunluktan ayıran şeyler olduğunu söyleyebilirim.
1. TÜBİTAK 2209-A Projesi Yapmak
Eğer içinizde akademiden devam etmek isteyenler varsa bu onlara daha çok hitap edecektir. Ama “Akademiyle hiç uğraşamam atanayım yeter.” diyenler için de mesleğe başlayınca Erasmus Projeleri yazıp Hizmet Pasaportuyla vize ile hiç uğraşmadan yurt dışı eğitim projelerinde yer almanız için güzel bir başlangıç olduğunu düşünüyorum 🙂
Her yıl ekim ayının başında TÜBİTAK 2209-A üniversite öğrencileri araştırma proje başvurularını açıyor ve kasım ayının ortasına kadar başvurular devam ediyor. Bunu tubitak.gov.tr adresinden takip edebilirsiniz.
Bu proje boyunca fakültenizden bir hocanızın size danışman olarak projede yer alması gerekiyor. Danışman hocanızı seçmek önemli bir konu. Bazı hocalar bu işe gönülsüz olabiliyor ya da bilgisi olmuyor. Bu yüzden öncesinde uyumlu bir şekilde çalışabileceğinizi düşündüğünüz hocanızın TÜBİTAK projesi yapıp yapmadığını öğrenmek sizin için iyi olacaktır.
2. Yazarlık Yapmak
Yukarıda, “Öğretmen Olmalı mıyım Olmamalı mıyım?” ölçeğine “Yazarak kendinizi ifade etmeyi seviyor musunuz?” şeklinde bir soru ekleyebilirdim. Ama bu Türkçe Öğretmenliğine daha çok hitap ettiğinden eklemedim.
Eğer yazmakla ve okumakla aranız yoksa bu bölümü okumak da mesleği yapmak da sizin için katlanılmaz olacaktır.
Ben şu an kitaphaber.com.tr adresinde yazarım. Aynı zamanda blog yazıyorum. Fakat bunların hiçbiri üniversiteye başlarken yoktu. Lisede yazı gönderdiğim ve yazılarımı beğenen bir dergi vardı. Ama düzenli bir yazma aktivitesi değildi bu. Ardından üniversiteye başladım ve yazma ödevleri ile uğraşmaya başladım. Kendimce güzel yazıyordum ama nedense notlarım berbattı. Gerçekten. İlk yazma ödevimden 50 almıştım 🙃 Ama nerede hata yaptığımı bilmiyordum. Çünkü ödevlere bireysel geri dönüt alamıyorduk.
Daha sonra bu konu çok sinirlerimi bozmaya başladı ve yazılarımı gönderip dönüş alabileceğim bir dergi ya da web sitesi arayışına girdim. O zamanlar Kitaphaber’de yazar olan sevgili Sümeyra ablam kitap inceleme yazıları yazıyordu. Bunun üzerine Kitaphaber’in web sitesini incelediğimde Yazı Gönder kısmında “Tarafımıza gönderilen her yazı için olumlu/olumsuz mutlaka geri dönüş yapılmaktadır. Yazılar değerlendirmeden sonra eğer düzeltme istenecekse pdf olarak düzeltme açıklamaları ile birlikte gönderilir.” açıklamasını görünce kararımı verdim. “Asya’nın Uçsuz Bucaksız Bozkırlarında Bir Kahraman: Küçük Ok” isimli yazımı gönderdim. Ben şahsen editör olsam bu yazıyı kabul etmez, hangi kısmına düzeltme açıklaması yazayım ki diye düşünürdüm. Ama editörüm Bilal Bey’e bu konuda ne kadar teşekkür etsem az. İlk yazılarım ne kadar acemice olsa da düzeltmeleri bana çok şey öğretti.
Eğer siz de yazmaya meraklıysanız ve bu konuda gelişmek isterseniz Kitaphaber’i değerlendirebilirsiniz.
Sonrasında Genç Motto dergisinde yazarlık yapmaya başladım. Genç Motto dergisini okuyorsanız bazen misafir yazarlardan yazı alımı yapıyorlar. Oraya da bir şans verebilirsiniz derim. Ben orada da çok şey öğrendim. Motto yazılarımı merak ederseniz Hakkımda kısmında linkleri sizleri bekliyor 🙂
3. Editörlük Yapmak | Editörlük Yaparken Dikkat Edilmesi Gerekenler
Hep yazıp çizmeden bahsettik. Şimdi gelelim mevzunun editörlük kısmına. Eğer yazarlık yönünüzü bilen bir çevreniz varsa ve bir editör ihtiyacı hasıl olmuşsa akıllarına gelme ihtimaliniz var. Özellikle de üniversite öğrencisiyseniz küçük yayınevleri için öğrenci kimliğiniz cazip oluyor. Eğer editörlük teklifi almışsanız bu madde sizin için.
Öncelikle hatır için asla iş yapmayın. Ortaya bir emek, mesai koyuluyorsa bunun bir karşılığı olmak zorunda. CV’nize yazmak için böyle numaralara kanmayın derim. Bazı yazar dostlarınız yazı süreçlerinde sizden fikir almak isteyebilir. Yazdıklarını okumanızı ve eleştirmenizi isteyebilir. Bu ayrıdır. Bu yazarların birbirine desteğidir ve çok güzel bir şeydir. Tarihte Tolkien, C. S Lewis gibi yazarların birbirlerinin yazılarını okuyup tartıştığı toplulukları vardı. Böyle bir çevreniz varsa şanslısınız ama ben farklı bir olaydan bahsediyorum. Hatır için editörlük olmaz. Bu noktada şeffaflıkla niyetin ifade edilmesi ve konuşmak önemli.
Teklifi kabul ettiyseniz hayırlı olsun. Ama işin başlangıcında sözleşme yaptığınızdan emin olun. Haklarınızı, ücretinizi, sorumluluk ve sınırlarınızı bilmeniz gerekiyor. Bu çok önemli. Çevrenizde piyasayı bilen, yazar ve editör dostlarınız olsun. Ki herhangi bir durumla karşılaştığınızda danışabilesiniz. Çünkü işin içindeyken hakkınız sömürülürse bunu fark edemeyebilirsiniz.
4. Bambu’da Özel Ders Vermek
Açıkçası bireysel olarak özel ders vermek hakkında tecrübem yok. Bu yüzden gönüllü bir faaliyet olarak Bambu Gönüllü Eğitim Platformunu sizlere önermek istiyorum. Çok güzel bir kuruluş. Bambu, sosyo-ekonomik olarak dezavantajlı çocuklara eğitim desteği veren bir platform. Siz de bir öğretmen adayı olarak hem online olarak ders vererek öğretmenlik tecrübesi kazanabilir hem de bir çocuğun hayatına dokunabilirsiniz.
Burada yüzeydeki amaç eğitim desteği olsa da küçük yaş grupları kendilerini dinleyen, ciddiye alan abi, abla ve öğretmene ihtiyaç duyuyor. Ben öğretmenlik stajıma başlamadan önce bir yıl boyunca Bambu’da Türkçe Öğretmeni olarak ders vermiştim. Çok keyifli ve öğretici bir süreç. Adresi aşağıya bırakıyorum değerlendirin derim.
5. Kendinizi Asla Hafife Almayın
Son maddemize de geldik. Bu en önemli madde ama yalnızca sonuna kadar okuyup sabredenler için.
Eğitim fakültelerinde çok ciddi bir özgüven problemi görüyorum. Bu ekonomik endişelerle mi alakalı tecrübe eksikliğinden ve sahadaki değerini bilememekten mi inanın hiç bilmiyorum. “Yoldan geçen adam da öğretmenlik yapabilir.” diye çok yanlış bir algı var. Öğretmen arkadaşlarımda da bu görüşe rastlayınca çok üzülüyorum. Karpuz seçer gibi öğretmen seçilmez. Kaldı ki denizde yaşayan ama denizi bilmeyen balık misali sahip olduğu bilgi ve becerinin değerini biçememekten ileri geldiğini düşünüyorum.
Eğitim fakültesi öğrencileri kendilerini çok hafife alıyor. Bu noktada kendimizi sınayabileceğimiz ortamlarda bulunmak ve bir şeyler üretmek önemli. Yukarıda verdiğim dört örnek de bunun içindir. Özgüvenli, kendini bilen öğretmenler özgüvenli, kendini bilen çocuklar gençler yetiştirirler.
Yazıyı kişisel gelişim yazılarına döndürmek istemiyorum ama işe kendimizden başlamak elzem.
Başarılar dilerim. Sorularınız ve önerileriniz olursa mail adresimi aşağıya bırakıyorum.
Sevgilerle,
Şevval Baştan
svvlbastan@gmail.com

Yorum bırakın