Bahar muştusu mu güz başlangıcı mı?

Blogumda bir süredir yazılarımı İngilizce yazıyorum. Bunun sebepleri var ama bu yazı için İngilizce ile yeterince duygusal bağımın olmadığına karar verdim. Türkçe’yi seviyorum. Muhtemelen hayatım boyunca da kendimi en iyi ifade edeceğim kelimeler Türkçe olarak akacak. Bu yazım da öyle…

Bugün 2024 yılı kasım ayının ilk günüydü. Burada sonbahar ve sapsarı yaprakların üzerinden yürürken her adımda Pinterest tabloları oluşuyor. Ama fotoğraf çekmek konusunda maalesef çok üşengeç olduğum için sizinle anları taçlandıracak bir görsel paylaşamıyorum.

Bu kusurumu mazur göreceğinizi umuyorum. Dünyamız muhteşem estetik pozlar, anlar ve kombinler ya da manzaralar ile yeterince renkliyken ben bu repertuara; kelimeler, düşünceler, sorular, espriler, gözlemler ve eserler ile katkıda bulunmak istiyorum. Paylaşmak istediğim düşüncelerden biri de geçtiğimiz yaz temmuz ayının son günlerinde kütüphanede karşıma çıkan harika bir çocuk kitabı hakkında.

Loren Long’un Küçük Ağaç kitabı. Bu sabah sarı turuncu yapraklara basa basa okula ilerlerken birden bu kitabı hatırladım. Kitapta, bir ormandaki minik ağaçları görüyoruz ilk olarak. Bu ağaçlar öyle küçük ki üzerlerinde sayabileceğimiz birkaç yaprağı taşıyorlar sadece. Yine de yanlarından kuşlar ile sincaplar eksik olmuyor. Günleri neşe içinde geçiyor.

Yapraklarını okşayarak esen rüzgarlar yavaş yavaş sertleşirken sonbaharın geldiğini anlıyor tüm orman. Böyle olunca bizim minik ağaçlarımızın yemyeşil yaprakları değişip sarı turuncu renkler alıyorlar. Ve günden güne ormandaki ağaçların yaprakları tek tek yere düşüyor, birisi hariç!

Minik ağaçlardan bir tanesi yapraklarını dökmüyor. Bunu gören minik bir sincap yanına yaklaşıp, “Minik ağaç, sen de yapraklarını dökmelisin.” diyor ama minik ağaç sincabı umursamıyor.

Rüzgarlar daha da sertleşiyor, fırtınalar esiyor ve etrafı karlar kaplıyor. Karın üzerinde bata çıka ilerleyen geyikler ve kardinal kuşları, bizim minik ağacın ısrarla dallarında tuttuğu yapraklara şaşarak bakıyorlar. Buna rağmen minik ağaç onları da umursamayıp sıkı sıkı yapraklarını tutuyor. Zorlu kış geçince nihayet karlar eriyip bahar geliyor.

Bahar gelince, sonbaharda yapraklarını dökmüş olan tüm ağaçlar yeni ve taze yapraklara hatta çiçeklere kavuşuyorlar. Ama bizim minik ağaç çok hasta görünüyor. Kışın sert rüzgarlarına karşı inatla koruduğu yapraklarını tutan dalları yorulmuş, tükenmiş. Üstelik yanındaki ağaçların boyları uzarken o uzayamamış. Şarkı söyleyen kuşlar onun dallarına konmaz olmuş…

Bahar bitip yaz geliyor. Sonra yazın bile bittiğini gören ormanın hayvanları Küçük Ağaç’ın yanına gidip, “Zamanı geldi artık yapraklarını bırakmalısın.” diye ısrar ediyorlar. Ama nafile… Küçük Ağaç onları yine dinlemiyor ve çok kısa bir süre içinde tekrar kış kendini gösteriyor. Küçük Ağaç yapraklarını hala sıkı sıkıya tutmaya hala kararlı.

Kış bitiyor yine yaz geliyor ama Küçük Ağaç’ın etrafında, bir zamanlar onunla aynı boydaki ağaçlar o kadar büyümüş oluyorlar ki Küçük Ağaç onların gölgesinde kaldığı için artık güneş ışığına da erişemiyor. Bu durum onu daha da hasta ediyor. Mevsimleri değiştirecek rüzgarlar yeniden sertleşirken Küçük Ağaç artık daha fazla dayanamıyor ve tüm yapraklarını bırakıyor…

Sonrasını anlatmama gerek var mı? O zorlu kış da geçiyor ve yepyeni bir bahara taze yapraklarıyla ve çiçekleriyle uyanıyor Küçük Ağaç.

Öyle sade ama öyle derinden yakalıyor ki insanı bu kitap… Bu yüzden çok sevdim. Belki de yaprakları bırakmak, onları salıvermek, onlara veda etmek bir güz başlangıcı gibi görünebilir ama bahar muştusunu da içinde taşıyan bir veda bu. Güz olmadan bahar gelmez.

Muştuyu hep baharda aradık şimdiye kadar ve sonbahara hep haksızlık ettik. Sanki puslu soğuk hava ve dökülen yapraklar yalnızca sonbaharın hüzünlü vedalarını anlatırmış gibi. Ama hakikatte olay bambaşka.

Hem güzde hem de baharda gülümsemek, her daim ferah ve dingin olmak, baharın muştusunu dilerken sonbaharın güzelliklerini ve hissettirdiklerini de kaçırmamak, içinde bulunduğumuz durumların hakikatini kavrayabilmek ve en azından bir kardelen kadar yürekli olmak dileğiyle…

Şevval Baştan

Yorum bırakın