
Değerli okuyucu, bu blogun sana vaat ettiği tek şeyi şimdi sana açıklıyorum: Alışılmadık bağdaştırmalar. Lisedeki edebiyat derslerinden hatırlarsın belki. Özellikle şiirde, şairin özgünlüğünü ifade eden; mantıksal kuralların dışına çıkan, şairin hayal gücüyle yoğurduğu, mecazlar, metaforlar kurduğu cümle yapılarıdır. Dilbilim burada da karşımıza çıktı. Bir önceki, “Dünyanın En Zor Şeyi: Basitlik” yazımı okuduysan beni daha iyi anlayacaksındır. Anlayacağın, dilbilim bizim yazgımız.
Birkaç örnek verelim de tam olsun. Örnekler Nazım Hikmet’ten geliyor:
“Heyecanımız
rayların üstünde kayarken bile
çelik heykelliğini kaybetmiyen
bir
lokomotif..” (Ran 2017: 143)
***
“Dışarda,
karanlıklarda
çatırdıyor deniz böğründen vurulmuş bir orman gibi..” (Ran 2017: 191)
***
“Hava toprak gibi gebe.
Hava kurşun gibi ağır.” (Ran 2017: 205)
***
Evet örneklerimizi verdik. Ama ben, alışılmadık bağdaştırmaları kendi içimde daha geniş bir tanıma oturtuyorum. Bana göre alışılmadık bağdaştırmalar, günlük hayatta kullandığımız sıradan kavramları başka kavramlarla sentezleyerek daha renkli anlamlar kurmaktır. Benim tanımım bu. Mesela bu yazının müsebbini olan “post”tan önce yaptığım en yakın alışılmadık bağdaştırmaları değerli okuyucularımla paylaşmak isterim.
Bismillah: Ctrl+Esc
Estağfirullah el-Azim: Ctrl+Z
La ilahe illallah: F5
Amin: Ctrl+S
Elbette bunlar windows klavye kısayollarından çok başka şeyler ifade ediyor. Örneğin bir şeye başlarken bismillah deriz. Ctrl+Esc’de bizi başlat ekranına götürür. Bir hata yaptığımızda pişman olup tövbe ederken “Estağfirullah El-Azim” dersek sanki bilgisayarda Ctrl+Z yapmışız gibi o hatayı Allah affediyor, temizliyor Hatta ve hatta bir hadis-i şerife göre o günahı da iyiliğe çeviriyor.
Sonra F5 var. O da şu hadis-i şerife dayanıyor:
Bir gün Allah Rasûlü -sallâllahu aleyhi ve sellem-:
“–Îmânınızı tâzeleyiniz!” buyurmuşlardı.
Ashâb-ı kirâm hazretleri:
“–Ey Allâh’ın Rasûlü, îmânımızı nasıl tâzeleyelim?” diye sordular. Rasûlullah -sallâllahu aleyhi ve sellem-:
“–«لَآ إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ» (Lâ ilâhe İllâllah) sözünü çokça tekrarlayınız!” cevabını verdiler. (Ahmed, II, 359; Hâkim, IV, 285/7657)
F5, F5, F5, La ilahe illallah 🙂
Ve geldik sonuncuya. Dualarımızı ettikten sonra, hele ki toplu ve uzun dualarda bunu söylemden geçmeyiz. O da “Amin!” Dualarımızı save etmeye yarıyor 😉
***
Gelelim “post”a. Bir sosyal medya terimi olarak post, paylaşılan; fotoğraf, video ve metin içeriklerinin hepsini kapsıyor. Çoğunlukla İnstagram’da post kelimesini daha çok kullanıyoruz. Mesela X, Twitter iken orada paylaşımların platforma özgü bir adı vardı ve çok tatlıydı: Tweet Kuş gibi cıvıltı manasında. Şimdi ne oldu? X, işin esprisini ezdi geçti. Bir de Pinterest’e özgü “pin” var. İğne, toplu iğneyle iliştirmek gibi anlamlar. Tamamen platforma ait hoş bir kavram. Ama biz en kapsayıcı olan “post”a odaklanalım şimdilik.
Sosyal medya korkunç bir şey. Evet eğlenceli. Mesela benim hayatımın verilerini indirip görme şansım olsa, sosyal medyanın hayatımın yüzde kaçına hangi alanlarda dokunuşlar yaptığının bilgisini isterdim. Ne kadarı yapıcı dokunuş ne kadarı yıkıcı dokunuş. Bugün sosyal medyayı bırakmak kişinin pek çok espriyi ve diyaloğu anlayamaması demek. Fosil olmak demek. Hangi alanla meşgulse o alandaki faaliyetleri izleyememesi demek. Ya da kendini tanıtamaması. Gerçi sosyal medyayı kullanmayan fakat bugün tanıyıp bildiğimiz, yazılarını takip ettiğimiz marjinal insanlar da var. Ama onları da muhtemelen sosyal medyadaki tanıtımlar vasıtasıyla gördük, işittik. Nasıl olacak? Bıraksak bedeli var, bırakmasak başka bedeller…
Acaba diyorum, sosyal medyadan uzak kalmak ve o bizim “alanımızda” neler yapıldığını takip etmesek yani sosyal medyadan takip etmesek daha özgün olur muyduk? Belki de böyle birbirimizi göre göre birbirimize benziyoruzdur. Ve kreativite de bu şekilde düşüyordur belki? Sadece bir varsayım, üzerine düşünülebilir.
Neyse ne yardan ne serden diyor, bir bilinmeze doğru koşuyoruz. Allah sonumuzu hayr eylesin; sosyal medyanın, internetin ve türlü alemlerin şerrinden korusun hayırlarına güzelliklerine rast getirsin bizi. Ctrl+s 🙂
***
Post’un sosyal medya kavramı olarak tanımını yaptık da sözlüklerimizi açtığımızda göreceğimiz ilk tanım bu değil. Bakalım ilk tanımda ne diyormuş: Farsça olan bu sözcük; deri, kabuk, cilt manalarına geliyor.
“Özellikle küçük ve büyük baş hayvan derisinden yapılan minder ve seccadeye post veya pösteki (püsteki) denir.” (TDV)
Küçüklüğümden hatırlıyorum, köyde kurban kesilince koçun derisi yüzülür, güzelce yıkanır, hatta kiraçlenir (mikropları varsa ölsün diye) bir yere asılır güneşte kurumaya bırakılırdı.
Biz posta oturmuyorduk açıkçası. O yıkanan postların da kullanıldığını hatırlamıyorum. Ama bu postlar bir yandan bir makamı temsil ediyor: şeyhlik makamı ya da postnişin.
Eh bu postlara kolay geçilmiyordur diye tahmin ediyorum. Pir olmak kolay iş değil, manevi terbiye görmüş insanlar. Ama değerli okuyucu, sana bir sır vereyim. Sen de pir olabilirsin. Evet, evet. İnanmıyor musun yoksa? Bak sana bunun tarifini vereyim:
Sosyal medya hesabın varsa yere bir post at. Yürüyüp giderse ne ala. Artık pirimizsin. Yürümez de öyle kalırsa canın sağ olsun. İşte bu kadar.
Sosyal medya daha az düşünüp tartarak bize büyük sözler edebilme cesareti verdi. Sınırlarımızı belirsizleştirip, kendi gündemlerimizi oluşturabiliyoruz. Sen ben değil canım. Kanaat önderleri. Her biri postuna oturmuş tweet atıyor, story atıyor, post atıyor. İki padişah bir ülkeye sığmaz, sosyal medya pirleri bir ana sayfaya sığar demiş atalarımız.
Seyrimde bir aleme vardım
Gördüm postları, postur post
Pirin postu, dervişleri
Bağı, profili posttur post
Post yazarlar, post paylaşırlar
Posttan terazi tutarlar
Postu post ile tartarlar
Çarşı pazar posttur post
***
Bir post at
Bir post daha at
Bir story ateşle
***
Hala ne duruyorsun? Yol/açık. Sosyal medyan varsa, bazı konular hakkında fikirlerin varsa, internetin de varsa, helva yapıp paylaşsana!
Şevval Baştan

Yorum bırakın